Anıl’ın Güncesi: NEREYE AİTİZ BİZ?

0
540

Şimdi betimleyeceklerimi okuduğunuzda “kesinlikle öyle” diye düşüneceğinize eminim. Ruhun içerisinde, en derinde, tam gözler dolmadan önce boğazın kilitlendiği yerde bir eksiklik, bir boşluk, bir düğüm var sanki… Yutkunsanız da geçmeyen, hüzünlü zamanlarda var olan ama en çok da mutlu olduğunuz zaman sizi omuzunuzdan tutup sarsan çok kuvvetli bir güç… Heyecanlanınca ya da korkunca tüm benliğinizi kaplayan, iç titreten o hissin aynısı… Beynin, sürekli başka bir yerde daha yaşama çabası… Bedenin bir yerde, ruhun birçok yerde olma hali… Ait olmaya çalışma… Peki nereye aitiz biz?

Daha önce hiç yaşamadığım bir bölünme var bedenimde. Benden çok önce Avustralya’ya gelmiş olanlara danıştığımda ‘o hissin hiçbir zaman geçmediğini’ söyleyenlerle uzun sohbetlerimiz oldu. Nasıl dayanmışlar bu bölünmeye yıllarca anlamak imkânsız. Gurbetten ziyade, Avustralya’ya özgü bir his bu. Çok uzak ve Türkiye ile saat, mevsim farklı olan diğer ülkeler için de geçerli olabilir elbette.

Bu konunun birçok kişinin sorunu olduğunu fark ettiğimde bir çözüm yolu aramaya başladım. Kendi içimde çözümleyebildiğim zaman başkalarına da yardımcı olabilecektim. Ruh halimin dalgalanmalarını her seferinde yazarak içimden akıtmaya, anlamlandırmaya çalıştım. Eşim ile uzun bir Sydney tatiline çıkmıştık. Melbourne’deki altıncı ayım bitmiş, yedinci ayım başlamak üzereydi. Hala içimdeki bu duyguların anlamlarını çözümlemeye çalışmakla uğraşan benliğim adeta çorap söküğü gibi kendiliğinden açıldı. Sel oldu aktı sanki! O kadar güçlü bir duygu ki, en yüksek şelaleden akan ve sanki asla hakim olunamayacak hissi veren çağlayanlar gibi… İnsanı kuşatan ve sürekli sorgulamasına sebep olan, aidiyet arayan ve bunu bulamayınca da ruh ve beden olarak ayrı yaşamaya zorlayan bir kuvvet… Evimizden ayrı kaldığımız onca günden sonra evimizin yolunu tuttuğumuzda içimde bir coşku vardı. Özlem, o ana aidiyet. Hemen duygularımı kaydettim. Yazdıkça daha da berraklaştı.

“Aidiyet çok kuvvetli bir güçmüş. Hemen oluşmayan ve insanı binlerce parçaya bölen, kolay kolay bir araya gelmeyen, emek isteyen… Bilmiyordum ruhu tırmalayan yanını, daha önce hiç yaşamamıştım. Alışmak ve ait olmak bambaşka ve birbirinden çok ama çok uzak iki detaymış! Alışarak ait olunmuyor. Alışmak ve hayata karışmak, doğru güne uyanmak, aynı geceye yatmak değilmiş. Nasıl bu kadar sert bir kaya ve yumuşamayarak emrediyor… Ruh ve beden aynı yerde olsun istiyorsan çabala diyor. Sanki bir hastalık… Ve tek İlacı; zaman. Her yeni gün ilacını alıyorsun ama bu ilacı alırken bağımlı olmak ya da tamamlanmak senin elinde. Öncelikle bir seçim yapmalısın. Nereye ait olduğunu kendine anlatmalısın. Belki yüzlerce kere ama kararlılıkla. Kendi aidiyetini tanımlamalısın! Aidiyetin sınırlarını çizmeli ve bu sınırın içinde kalan bölgeyi anlamlandırmalısın. Sonrasını kalbine bırak.”

Bugün bu satırları okuduğumda biliyorum ki kontrol kalbimde. Nereye ait olduğumu biliyorum artık. Türkiye’den yanımda getirdiğim bavulumda taşıdığım her şey, herkes benim bir parçam. Sizlerin de öyle. Bir kenara bırakmak zorunda değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. Ama ait olmayı başaramazsak her ikisini de kaçıracağız. Bir kere yaşayacağız bu hayatı ve bu sefer böyle olsun diyebilme lüksüne sahip değiliz.

Sydney tatilimizin ardında evimizin kapısını açtığımda içimde açan çiçekler ruhumun her zerresine gökkuşağı renginde yansımalar bıraktı. Işıl ışıl, rengârenk, sonsuz ve gökyüzüne ait…

Kalp, beden ve ruh aidiyetini sağladığımız güzel günlere sevgili okur…

*Ramazan bayramınızı kutlar ait olduğunuz yerlerde aşkla, mutlulukla, iç huzuruyla geleceğe baktığınız günler dilerim…

Anıl Çetli
Melbourne