Anıl’ın Güncesi: ANKA KUŞU’NUN BAHARI

4
584

Bazı kavramların tanımları insandan insana değişebilir. Değişmemesi gerektiği halde bile. Bazı kavramlar da ne kadar farklı anlamlar barındırıp değişse de kolayca ortak değer oluşturabilir. Çoğu zaman yitirdiğimizi düşündüğümüz, ama aslında yitirdiğimizde yok olacağımız, en değerli parçamız merhamet de bu kavramlardan bir tanesi, belki de en kuvvetlisi.


Son günlerde içim kıpır kıpır. Kalbim daha çok huzurla dolu. Daha mutlu ve daha umutluyum. Sanki deniz daha güzel kokuyor, gök daha mavi. Sonbahar gelen evimde yaz meltemi esintileri var. Sanırım ne yaz, ne sonbahar, ne de kış… Yerde, gökte kolayca açan çiçekler sonunda bizim neslin kabuk bağlayan yüreğinde de yeşerdi bu günlerde. Adeta merhamet sardı dört bir yanımızı.

Dünyanın bir ucundan, kalbimize dokunan merhamet dalgası aslında en kötü başlangıca gebeydi. Kim bilirdi ki tükenmişlikten, Anka Kuşu misali, açacak gönlümüzün baharında çiçekler. Bilmek bir yana tahmin etmek bile anlamsızdı. İmkânsızın yanına bile yaklaşamayacak düzeyde bir anlamsızlık. Anka Kuşu’nun külleri meğer merhamete muhtaçmış. Merhametten doğarmış bir Anka Kuşu ve kelebek etkisi misali dalga dalga yayılırmış tüm evrene. Hiçbir yerde yazmayan bu olağanüstü gerçeği biz yaşayarak öğrendik. Asla unutmamak üzere…

Önce toz oldu Anka Kuşu. Toz zerrelerine kadar yaralıydı. Benliği acı ile kıvrandı. Artık atmayan kalbine hançer gibi saplanmıştı yitirdiği değerler. Zamanla, yaşananlarla, acıyla yoğrulmuştu. Başka türlüsü beklenemezdi ki… Onun doğrusu artık bu olmuştu. Hayatı bundan ibaretti. En huzurlu anında bile yitirdikleri hep yakasındaydı. Toz zerrelerine kadar acı çekmesi bu yüzdendi. Huzuru yeniden bulamayacağına inanmış ve belki de göçüp gitmeyi daha kolay bulmuştu. Yeniden hayata tutunabileceğine asla ihtimal vermiyordu. En kötüsü de pes etmişti. Değersizdi. Değersizleştirilmişti. Evsiz, vatansız, yurtsuz, yalnızdı. Sonra bir rüzgâr esti. Kuvvetsizce, sadece geçip gitmişti. Sonra bir esinti daha oldu. Daha güçlüydü bu sefer. İçinde gözyaşı da vardı. Biraz da korku! Ama esiyordu işte. Külleri bu rüzgârda dağılmalıydı belki de. Neydi bu kadar kuvvetli esen? Bu acıdan onu kurtaracak olan, kalbine yaşama ateşi salan, tüm zerresine ayağa kalkmasını emreden şey neydi? Biraz doğruldu, toparlanır gibi oldu, küllerinden yeniden doğuyordu. Bu gücü kendinde bulduğuna inanamadı. Bunca zamandır ne eksik kalmıştı ki darmadağın olmuştu. Bu kadar güçlü olan neydi anlamaya çalışıyordu. Sonunda tüm cesaretini topladı ve saklandığı yerden çıktı. Başını aydınlığa doğru çevirdi. İşte o gün, o an, o dakika Anka kuşu merhamet ile kucaklaştı. Kalbi huzurla doldu, umutla yüzünü çevirdiği aydınlığa doğru bir adım attı. O an inandı ki; bahar yeniden gelecekti. Merhamet herkesi saracak ve yüreği kabuk bağlamaya yüz tutmuş olanları bile toz zerrelerinden yeşertecekti. İşte bu kadar güçlüydü!

Ruhumuzun Anka Kuşları yeniden yeşermeye başladı. Toz zerrelerimizden hayat bulduk. Her takvim sayfası önemliydi aslında. Sıradan olduğunu düşünüp koparttığımız her yaprak değerliydi.  Bir tanesinde merhamet saklıydı. Sayfaları kopartıp attığımız her gün aslında bilmeden ona doğru koşuyorduk…

Sen de kış, ben de sonbahar, başkasında belki de yaz ama bundan sonra hepimize ilkbahar…

Tüm Anka Kuşlarına sevgilerimle…

Güneşli günlere…

Anıl Çetli
Melbourne, Victoria

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here