40 ADET MUM

0
124

Babam ben 25 yaşındayken öldüğünde, kim olduğunu hatırlayamadığım bir kişi, belli ki beni teselli etmek için şunu anlatmıştı: Sevdiğin bir yakının ölünce kalbinde 40 adet mum yanarmış. Her gün bir tane mum sönermiş; ta ki 40. gün gelene kadar. O 40. mum hiç sönmez, yaşayanın kalbinde ömür boyu hep yanarmış.

Bunu kimin anlattığını hatırlayamasam da, anlatılanı 14 yıldır hiç unutmadım. O zaman ki aklımla, 40 adet mumun ölümün ardından gelen, içimizi yakıp kavuran, değiştirilemez ve yok edilemez “acı”yı temsil ettiğini idrak edememiştim. Fakat 40. mumun hiç sönmediğinin ve ne olursa olsun, sürekli yandığının ne demek olduğunu yaşayarak anladım.

O acı, bir mumun alevinin olabileceği  kadar küçük fakat elini uzatsan yakacak kadar harlı. İnsanın yüreğini titretir ve her daim sana bu dünyanın geçici olduğunu hatırlatır.

Bugünkü aklımla ise, buna ek olarak anladığım ve hala üstünde çalıştığım şey şu: Ölümü hiç düşünmek istemesek de, hatta düşüncesini bırakın adı bile ürpertici korkutucu gelse de, bu hayatta ölüm var. 

Ölüm mutlak ve değiştirilemez gerçeklerdendir. Biz hayatımızla ilgili planlar yaparken aniden, sıradan bir günde karşımıza çıkar veya sağlığımızla ilgili bir durum yaşamamız üzerine sevdiklerimizin ya da kendi başımıza yavaş yavaş gelişini görebiliriz. 

Ölüm, insanların da hayvanların da en büyük korkusudur. Belki bilinmeyene bir bakış atmak ürkütür insanı, belki de varlığının ebediyen yok olacağı düşüncesi korkutur. Ölüm tefekkürü yaparak, bu hakikate bir nevi aşina olmak veya bu acıya hazırlıklı olmak farkındalığımızı arttırırken, geçiciliğin ne demek olduğunu da çok yönlü bir şekilde kavramamızı sağlayabilir. 

“Kuantum Benlik” adlı kitabın yazarı Danah Zohar kitabında şu satırlara yer vermiştir: ‘Bizim gibi bilinçli varlıkları meydana getiren cansız madde sürekli değişime uğrar; insanlar da her yedi yılda bir tamamıyla değişir. Şu anki fiziksel varlığımın yapısına, ben yedi yaşındayken bünyemde bulunan hiçbir atomun katkısı yoktur.’

Bu kuantum fizik kuramına göre, insan her yedi yılda bir aslında ölüp yeniden doğmaktadır. Bu kuram bize geçiciliğin varlığını bilimsel yaklaşımla anlatır.

Şeylerin geçiciliğini her yerde her an görebilirsiniz. İnsanın doğasında ya da çıktığınız bir doğa yürüyüşünde, kokladığınız bir çiçekte ya da daha dün çekilmiş fotoğraflarınıza bakarken. Fotoğraftaki yavrunuzla o gece son kez koyun koyuna uyuduğunuzu, akşam olup da yatma vakti geldiğinde yalnız uyuyabileceğini söylediğinde koynunuzdaki hali artık ölmüştür ya da annenizle, babanızla birlikte içtiğiniz bir bardak çayın son bardak olduğunu bilemezsiniz.

Bu acıya, acımıza şefkatle yaklaşmaktan başka ne yapabiliriz. Şefkatimizi gösterdiğimiz vakit, hayat ve ölümün bir olduğunu, aslında doğduğumuz andan itibaren günlerimizin sayılı olduğunu ve aynı zamanda doğumumuzla birlikte bizden sonraki nesillerle ve atalarımızla birlikte doğduğumuzu görürüz. Bakın burası çok önemlidir. Üzerine tefekkür edilmesi gereken geniş kapsamlın bir konudur. Her ne kadar annemizin rahminde nesnel anlamda yalnız olsak da hakikatte yalnız değilizdir. Bizden önceki nesiller yani atalarımız ve sonrakiler yani bizden olacak nesil de bizimle birliktedir. Varlığımız, atalarımızın var oluşuna bağlıdır. Aynı yaşadığımız bu evrende her şeyin birbirine bağlı olması gibi.

Doğum ve ölüm birdir. Denizde oluşan dalgayı nasıl denizden, sudan ayıramazsak yaşam ve ölümü de birbirinden ayıramayız. Ölüm yokmuş gibi yaşayıp, onu görmezden gelemeyiz. Ne kadar sağlıklı yaşamaya çalışırsak çalışalım, ne kadar çok yan destek, vitamin ürünleri vs kullanırsak kullanalım, ölüm öyle ya da böyle var. Yaşamla bir bütün. Bu ikiliksizliktir. Biri olmadan diğeri var olamaz. Her ne kadar ayrı şeyler gibi gözükse de, birbirinden ayrı tutulamaz. Bu sadece algımızla ilgilidir.

Bu acıyı kucaklayabilmek ve hazır olabilmek için ölümümüz üzerine düşünmek, tefekkür etmek gerekir. Ölüm tefekkürü birçok değişik şekilde yapılabilir. Mezarlık ziyaret edilebilir, meditasyon yoluyla imgeleme kullanılarak yapılabilir, doğa yürüyüşü sırasında gözlemleme ve farkındalıklı yürüyüş meditasyonu ile ölüm tefekkür edilebilir. 

Ölüm üzerine tefekkür ettiğim bir zaman dilimi sonucunda kızıma ithafen kaleme aldığım şiirimi sizlerle nacizane paylaşmak istedim. Keyifli okumalar dilerim.

Hayat, gökyüzündeki bulutlar gibi 

Sürekli şekil değiştiriyor,

Değişken bir hızla yol alıyor.

Bazen, geçmez dediğin günleri özlüyorsun,

Bazen de bir an önce bitsin istiyorsun.

Hayat bu ya,

Bilmiyorsun ki, son kez meme emdiği günü

Bilmiyorsun ki, son kez koyun koyuna uyuduğun geceyi

Ve

Hiçbir zaman bilmeyeceksin ki onu son kez gördüğün günü.

Hayat geçmez, bitmez dediğin zamanları tüketirken,

Önünde akan bir nehir.

Ya atlarsın içine keyfine çıkarır,

Ya da uzaktan bakarsın korkakça.

Kimi zaman soğuktur, kimi zaman sıcak

Kimi zaman hızlı akar, kimi zaman yavaş

Ne kendisi sabit kalır, ne de sen.

Ve

Hiçbir zaman bilemezsin 

Son nedir, başlangıç nedir, nerededir? 

Atla nehire büyük bir cesaretle

Sen nehirsin, ben nehirim, hayat nehir.

Ne çok debelen içinde, ne de hareketsiz kal.

Bırak kendini akışa, güven hayata

Bir gün özgürleşeceksin, ulaşacaksın aydınlığa

Her zaman benim, senin içinde

Senin, benim içimde olduğunu bilerek.

Kızıma…

Gülçin DEDEOĞLU KOCA

1982 yılında Ankara’da başladığı yaşamını 11 yıl avukatlık yaparak sürdürdü. 2015 yılında kızının doğumuyla birlikte mesleğine ara verdi. Çocukluk zamanlarından beri ilgi duyduğu psikoloji alanında, kitap okuma sevgisi ile bu ilgisini birleştirerek okuduğu onlarca kitap sayesinde bibliyoterapi ile kendi üzerinde çalışmayı ve kendini geliştirmeyi seviyor. 2020 yılından beri “Şefkat, Özşefkat” konularına ilgi duymaya başlamış ve bu alanda gerekli eğitimlere katılmıştır. Son katıldığı eğitim ise, Stanford Üniversitesi tarafından geliştiren Compassion Cultivation Training adlı 2021 yılında düzenlenen programdır. 2019 yılından beri Melbourne şehrinde yaşamaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here